Türkiye genelinde demografik yapıda meydana gelen keskin değişimler eğitim sistemini baştan aşağıya yenilemeye zorluyor. İstatistik kurumlarının paylaştığı verilere göre 2014 yılında 1 milyon 300 bin seviyelerinde olan yıllık doğum rakamları 2024 yılı itibarıyla 937 bin bandına kadar geriledi. Yaşanan bu sert düşüş eğitim dünyasında tehlike çanlarının çalmasına sebep olurken önümüzdeki 10 yıllık periyotta okullardaki toplam öğrenci mevcudunun yaklaşık yüzde 30 oranında azalacağı öngörülüyor. Öğrenci sayılarında yaşanacak olan bu devasa daralma, yıllardır atanma hayali kuran ve KPSS için ter döken yüz binlerce öğretmen adayı için oldukça zorlu bir sürecin kapılarını aralıyor.
Okul Öncesi ve Sınıf Öğretmenliği İçin 2030 Tehlikesi
Doğum oranlarındaki bu dramatik düşüşün faturası öncelikli olarak eğitim zincirinin en alt basamağını oluşturan temel branşlara kesilecek. 2024 yılında dünyaya gelen çocukların 2030 yılında anaokulu sıralarına ve 2031 yılında ise ilkokul sıralarına oturacak olması mevcut sistemde devasa bir kapasite fazlası yaratacak. Eğitim uzmanları önümüzdeki 5 veya 6 yıl içerisinde okul öncesi öğretmenliği ile sınıf öğretmenliği branşlarında atama ihtiyaçlarının bıçak gibi kesilebileceği yönünde çok ciddi uyarılarda bulunuyor. Önümüzdeki yıllarda ilkokullarda mevcut öğrenci sayılarının hızla düşmesiyle birlikte yeni öğretmen istihdamı da mecburen asgari seviyelere inecek.
2035 Yılından Sonra Lise Branşlarında Norm Fazlası Riski
Öğrenci sayısındaki istikrarlı azalma sadece alt kademelerle sınırlı kalmayarak zaman içerisinde dalga dalga tüm eğitim kademelerine yayılacak. 2030 ile 2035 yılları arasında ilkokullarda yaşanacak olan nüfus kuraklığı 2035 yılından itibaren ortaokul ve lise seviyelerindeki sınıfları da doğrudan vuracak. Belirtilen bu tarihlerden itibaren matematik, Türkçe ve fen bilimleri gibi temel branşlarda çok ciddi bir norm kadro fazlası riski baş gösterecek. Ortaya çıkan bu yeni demografik tablo Türkiye için eğitim planlamasını nicelikten ziyade niteliğe kaydırmak adına önemli bir fırsat sunarken aynı zamanda atama bekleyen eğitimciler için istihdam alanlarının giderek kapanacağı gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.